İtirazın İptali Davasında Yetkisiz İcra Dairesinin Rolü

İcra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali davalarında yetki meselesi, alacaklılar ve borçlular açısından sıkça karşılaşılan ve pratikte önemli hukuki sonuçlar doğuran bir konudur. 6NOVA Avukatlık Bürosu olarak, icra ve iflas hukuku alanında müvekkillerimize sunduğumuz uzmanlık çerçevesinde, bu makalede Yargıtay’ın (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 02.11.2010 tarihli, 2010/5730 Esas ve 2010/5917 Karar sayılı ilamını ele alıyoruz. Karar, icra dairesinin yetkisine itiraz edilmemesinin takip hukuku ile itirazın iptali davası bakımından farklı sonuçlar doğurduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Konu, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 50. maddesi ile 67. maddesi arasındaki ilişkiyi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) genel yetki kurallarıyla birlikte değerlendirmektedir. Karar, ödeme emrine itiraz aşamasında icra dairesinin yetkisine itirazda bulunmayan borçlunun, bu kabulünün yalnızca icra takibi ve İcra Hukuk Mahkemesi açısından bağlayıcı olduğunu; ancak mahkemede açılan itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisini otomatik olarak kabul edilmiş saymayacağını vurgulamaktadır. Bu ayrım, usul hukuku açısından kritik öneme sahiptir ve alacaklıların icra takibini başlatırken dikkat etmesi gereken hususları aydınlatmaktadır.

Kararda özetle şu hususlar ele alınmıştır:

  • Borçlunun icra takibinde icra dairesinin yetkisine itiraz etmemesi halinde, İİK m. 50 uyarınca icra dairesi ve bağlı İcra Hukuk Mahkemesi yetkisi takip hukuku bakımından kesinleşir.
  • Ancak itirazın iptali davası (İİK m. 67), genel mahkeme usulüne tabi olup, İİK’da bu dava için özel bir yetki kuralı öngörülmemiştir. Dolayısıyla mahkeme yetkisi, HMK’nın 6 ve devamı maddelerinde düzenlenen genel yetki kurallarına (örneğin davalının yerleşim yeri mahkemesi) göre belirlenir.
  • Somut olayda, borçlu ödeme emrine yalnızca borca itiraz etmiş, icra dairesi yetkisine itiraz etmemiştir. Buna rağmen itirazın iptali davasını gören mahkeme, “kendi yargı çevresinde icra dairesi bulunmadığı” gerekçesiyle davayı yetkisizlik nedeniyle reddetmiştir. Yargıtay, bu yaklaşımı hatalı bulmuş ve mahkemenin esasa girerek davayı incelemesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

Bu içtihat, 2011 yılında HUMK’un yerini alan HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra da Yargıtay’ın yerleşik uygulaması olarak devam etmektedir. 2026 yılı itibarıyla İİK m. 50 ve m. 67’de, itirazın iptali davalarındaki yetki kurallarında herhangi bir yasal değişiklik bulunmamaktadır. Yargıtay’ın güncel kararları da aynı ayrımı korumakta; itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı (varsa) tetkik mercii sıfatıyla öncelikle incelemesi gerektiğini, ancak icra dairesi yetkisine itiraz edilmemesi halinde mahkeme yetkisinin ayrı bir inceleme konusu olduğunu vurgulamaktadır.

Uygulamada bu kararın önemi şudur: Alacaklı, icra takibini yetkisiz icra dairesinde başlatırsa ve borçlu icra aşamasında yetki itirazında bulunmazsa, takip hukuku açısından işlem devam eder. Ancak borçlu, itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine itiraz ederek davanın başka bir mahkemeye gönderilmesini sağlayabilir. Bu durum, alacaklının zaman ve masraf kaybına yol açabileceği gibi, borçlular açısından da stratejik bir savunma aracı oluşturur.

6NOVA Avukatlık Bürosu olarak, icra takibi başlatma, itirazın iptali veya kaldırılması davaları ve yetki uyuşmazlıklarında müvekkillerimize stratejik hukuki destek sunmaktayız. Bu tür uyuşmazlıklarda doğru yetki belirlemesi, takibin hukuka uygunluğu ve olası risklerin önceden değerlendirilmesi, alacak tahsilat sürecinin başarıyla sonuçlanması için vazgeçilmezdir.

Kararın tam metni aşağıda yer almaktadır:

MAHKEMESİ: Sulh Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Dava, İİK’nın 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup; icra takibine takip borçlusu davalının vâki itirazının iptâli istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ve verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Büyükçekmece. 1.İcra Müdürlüğü’nün 2007/4002 takip sayılı dosyası kapsamından; davacının davalı hakkında adi takip yolu ile başlatmış olduğu icra takibinde, 4.397,00 TL asıl alacak 106,26 TL işlemiş temerrüt faizi ile 19.13 TL KDV’nin tahsilinin istendiği ve süresi içerisindeki itiraz sonucu takibin durduğu anlaşıldığı gibi; itirazın iptâli davasının da bir yıllık süresi içerisinde açılmış olduğu saptanmıştır.

Takip borçlusu davalının itiraz dilekçesi incelendiğinde; icra dairesinin yetkisine itirazda bulunmadığı görülmektedir. Ancak, Büyükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesi’ne açılan itirazın iptâli davasında, süresi içerisinde davalı vekili, mahkemenin yetkisine itirazda bulunarak uyuşmazlığın çözümünde Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi’nin yetkili olduğunu bildirmiş ve Büyükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesi’nce de dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, uyuşmazlığın çözümünde Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi’nin yetkili olduğuna karar verilmiş ve HUMK’nın 193. maddesinde öngörülen 10 günlük süresi içerisinde dava dosyası Bakırköy 9. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne intikal ettirilmiştir. İcra ve İflas Kanunu’nda, itirazın iptâli davaları için özel bir yetki kuralı düzenlenmemiştir. İtirazın iptâli davalarında yetkili mahkeme, HUMK’nın 9 ve izleyen maddelerinde düzenlenen yetki kurallarına göre belirlenir. Takip borçlusu davalı, ödeme emrine itiraz ederken icra dairesinin yetkisine itirazda bulunmamışsa, bu durumda sadece icra dairesinin ve İcra Hukuk Mahkemesi’nin yetkisini kabul etmiş sayılır. Bu kural, takip hukuku açısından geçerli olup, mahkemede açılan itirazın iptâli davasında etkili değildir. Somut olayda; az yukarıda açıklandığı üzere davalı, icra dairesinin yetkisine itiraz etmemiş ve sadece borca itirazda bulunmuştur. Buna göre, mahkemece, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken, mahkemenin yargı sınırları içinde bulunan icra dairelerinde yapılan icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan sebeplerle karar bozulmalıdır.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin talebinin kabulüne ve kararın davacı yararına BOZULMASINA, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 02.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir